8 Haziran 2014 Pazar

Yazı Dizisi 2 - Millet-i Sadıka


(Harita 1 )

Ermeniler tarihler, boyunca bir çok devletin egemenliğine girmişti ve bu yüzden Ermenilerin kökenine dair bir çok sorunu da beraberinde getirmiştir.
Bir Milletin kökenini, daha doğrusu nereden geldiğine dair daha kesin bir bilgi edinebilmemiz için, kökenine bakacağımız milletin ‘’dil’’ özeliklerine bakmamız daha doğru tahminler yapmamız için iyi   bir yol göstericidir.
Bir çok Ermeni Tarihçi Urartulardan geldiklerini ve bu yüzden de Urartu Bölgesinin kendilerine ait olduğunu belirtir. Kendilerini Urartuların mirasçısı görmelerinin nedeni tabii ki de Urartulara olan benzerlikleri değil, Urartuların hakimiyet alanındaki yerlerin kendileri için ideolojik ve mitolojik önemidir. Bakınız Urartu hakimiyet alanı : Harita 1
Filolojik açıdan Urartu ve Ermenileri inceleyecek olursak iki devletinde dillerinin kökenlerinin farklı ailelere sahip olduğunu görmekteyiz.Ermeni Dil kökeni Hint-Avrupa Dil ailesine mensup iken,Urartuların Dil kökeni ise yaşadıkları  Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölümünde konuşulan Huri Kavimi ile akraba olan Asya köküne dayalı bir dil kullanmaktadırlar.
Coğrafi açıdan Urartu ve Ermeni toplumunun birlikteliğini inceleyecek isek,öncelikle şuna vurgu yapmamızda yarar var. Urartuların başkenti Van idi. Bugünkü Ermeni ideolojisinin dayandığı en büyük noktalardan birisi de Van Gölüdür. Bu ideolojilerinin dayandığı noktalardan biride M.Ö 6 yy.da Urartu Devletinin yıkılması ile Van Gölü çevresinden ayrılmak istemeyen Ermeniler Pers Kralının dayatmalarını göze alarak Van Gölünü terk etmemişlerdir.
Tarihte ilk defa yazılı bir kaynakta Ermenilerden bahsedilmesi M.Ö 521 yılına rastlar.Pers İmparatoru I.Darius’un İran’da bulunan Behistun yazıtında Ermenilerden ‘’ Armina’’ adıyla söz etmiştir. Bölgedeki Urartu hakimiyetinin bitmesiyle bölgedeki Ermenileşme hızlı bir şekilde başlamış bulunmaktadır. Hatta bu bölge tarihte ‘’Ermeni Bölgesi’’ adı ile anılacaktı.
Ermeniler Pers egemenliği döneminde satraplık halinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Satraplık yönetim şekli, iç işlerinde serbest dış işlerinde ise ana merkeze bağlı yönetim şekli ‘ne yakın bir yönetim biçimidir. Bu yönetim şeklide Ermenilerin bölge de daha rahat yaşamalarına ve bölgedeki hakimiyetlerinin daha da iyi şartlar halinde sürmesine yol açmıştır. Daha sonra sırası ile M.Ö 331 yılından başlayarak sırası ile Makedon İmparatorluğu,215’ten  190’a 215’ten  190’a  kadar  Selefkitler, 220’lerden  5.y.y.  başına  kadar  Sasaniler’in ,  5-7 y.y arası Bizanslılar’ın,  7.y.y’dan  başlayarak  ise   bu  defa  Araplar’ın egemenliğine girmişlerdir. Ermenilerin Arap egemenliğine girmesi 640-653 yılındaki seferlere dayanır. Ancak seferler sonucunda şunu belirtmek gerekir ki bu bölgelerde doğrudan gaza ve cihad anlayışına tenkıben bir İslamlaşma yapılmamıştır. Ermenilere Araplar tarafından da geniş özerklikler sunulmuştur. 10.y.y’da yeniden   Bizans  Devletine bağlanmışlardır. Bu  devletlerin himayesinde isyanlar  çıkınca hakimiyetinde oldukları devletler  tarafından   çeşitli  yerlere   sürüldüler. Sasaniler,  İran’ın  içine;Araplar  Suriye  ve  Arabistan’a;  Bizanslılar  da İç Anadolu  ve Balkanlar’a  sürdüler.
Ermenilere karşı baskıların arttığı 9-10 y.y da Türk akınlarının Anadolu’ya doğru arttığını görüyoruz. Birçok tarihçiye göre,Türk akıncıların Anadolu’ya yerleşmesinde Ermenilerin rolü büyüktür. Çünkü Bizans ile farklı dini mezhepte oldukları için sürekli sürgünde olan ve dini olarak dışlanan Ermeniler Türkleri Bizans’tan kurtuluş kapısı olarak görmüştür. Özellikle Doğu Anadolu’dan alınıp Balkanlara ve Çukurova bölgesine yerleştirilen Ermenilerin Doğu Anadolu da bıraktıkları boşluk Türklerin Anadolu’nun doğu kapısını aralamasına yol açmıştır…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder