(Harita 1 )
Ermeniler tarihler, boyunca bir çok devletin egemenliğine
girmişti ve bu yüzden Ermenilerin kökenine dair bir çok sorunu da beraberinde
getirmiştir.
Bir Milletin kökenini, daha doğrusu nereden geldiğine dair
daha kesin bir bilgi edinebilmemiz için, kökenine bakacağımız milletin ‘’dil’’ özeliklerine bakmamız daha
doğru tahminler yapmamız için iyi bir
yol göstericidir.
Bir çok Ermeni Tarihçi Urartulardan geldiklerini ve bu
yüzden de Urartu Bölgesinin kendilerine ait olduğunu belirtir. Kendilerini
Urartuların mirasçısı görmelerinin nedeni tabii ki de Urartulara olan
benzerlikleri değil, Urartuların hakimiyet alanındaki yerlerin kendileri için
ideolojik ve mitolojik önemidir. Bakınız Urartu hakimiyet alanı : Harita 1
Filolojik açıdan Urartu ve Ermenileri
inceleyecek olursak iki devletinde dillerinin kökenlerinin farklı ailelere
sahip olduğunu görmekteyiz.Ermeni Dil kökeni Hint-Avrupa Dil ailesine mensup
iken,Urartuların Dil kökeni ise yaşadıkları
Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölümünde konuşulan Huri Kavimi ile akraba
olan Asya köküne dayalı bir dil kullanmaktadırlar.
Coğrafi açıdan Urartu ve Ermeni toplumunun birlikteliğini
inceleyecek isek,öncelikle şuna vurgu yapmamızda yarar var. Urartuların başkenti
Van idi. Bugünkü Ermeni ideolojisinin dayandığı en büyük noktalardan birisi de
Van Gölüdür. Bu ideolojilerinin dayandığı noktalardan biride M.Ö 6 yy.da Urartu
Devletinin yıkılması ile Van Gölü çevresinden ayrılmak istemeyen Ermeniler Pers
Kralının dayatmalarını göze alarak Van Gölünü terk etmemişlerdir.
Tarihte ilk defa yazılı bir kaynakta Ermenilerden
bahsedilmesi M.Ö 521 yılına rastlar.Pers İmparatoru I.Darius’un İran’da bulunan
Behistun yazıtında Ermenilerden ‘’ Armina’’ adıyla söz etmiştir. Bölgedeki
Urartu hakimiyetinin bitmesiyle bölgedeki Ermenileşme hızlı bir şekilde
başlamış bulunmaktadır. Hatta bu bölge tarihte ‘’Ermeni Bölgesi’’ adı ile
anılacaktı.
Ermeniler Pers egemenliği döneminde satraplık halinde
yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Satraplık yönetim şekli, iç işlerinde serbest dış
işlerinde ise ana merkeze bağlı yönetim şekli ‘ne yakın bir yönetim biçimidir.
Bu yönetim şeklide Ermenilerin bölge de daha rahat yaşamalarına ve bölgedeki
hakimiyetlerinin daha da iyi şartlar halinde sürmesine yol açmıştır. Daha sonra
sırası ile M.Ö 331 yılından başlayarak sırası ile Makedon
İmparatorluğu,215’ten 190’a 215’ten 190’a kadar
Selefkitler, 220’lerden 5.y.y. başına kadar
Sasaniler’in , 5-7 y.y arası Bizanslılar’ın, 7.y.y’dan
başlayarak ise bu defa Araplar’ın egemenliğine
girmişlerdir. Ermenilerin Arap egemenliğine girmesi 640-653 yılındaki seferlere
dayanır. Ancak seferler sonucunda şunu belirtmek gerekir ki bu bölgelerde
doğrudan gaza ve cihad anlayışına tenkıben bir İslamlaşma
yapılmamıştır. Ermenilere Araplar tarafından da geniş özerklikler sunulmuştur. 10.y.y’da yeniden
Bizans Devletine bağlanmışlardır. Bu devletlerin himayesinde
isyanlar çıkınca hakimiyetinde oldukları devletler
tarafından çeşitli yerlere
sürüldüler. Sasaniler, İran’ın içine;Araplar Suriye
ve Arabistan’a; Bizanslılar da İç Anadolu ve
Balkanlar’a sürdüler.
Ermenilere karşı
baskıların arttığı 9-10 y.y da Türk akınlarının Anadolu’ya doğru arttığını
görüyoruz. Birçok tarihçiye göre,Türk akıncıların Anadolu’ya yerleşmesinde
Ermenilerin rolü büyüktür. Çünkü Bizans ile farklı dini mezhepte oldukları için
sürekli sürgünde olan ve dini olarak dışlanan Ermeniler Türkleri Bizans’tan
kurtuluş kapısı olarak görmüştür. Özellikle Doğu Anadolu’dan alınıp Balkanlara
ve Çukurova bölgesine yerleştirilen Ermenilerin Doğu Anadolu da bıraktıkları
boşluk Türklerin Anadolu’nun doğu kapısını aralamasına yol açmıştır…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder