17 Mart 2013 Pazar

Rakipler mi Düşmanlar mı ?



Uluslararası İlişkilerde düşman yoktur,rakip vardır sözü bugünlerde çok konuşulur oldu.Özellikle bu sözü kanıtlayan geçmişten günümüze bir çok olgu ile karşı karşıyayız.
Rakip kavramına AB çok önem vermiştir.Öncelikle kendi aralarında düşman olan AB ülkeleri sonra kendilerini rakip görmeye başlamışlardır.Daha sonra ''Ortak Düşman'' kavramını ortaya atan AB ülkeleri,düşman kavramı ile yeniden yara alacaklarını düşünüp ''ortak rakip'' kavramı ile ortaya çıkmışlardır.Soğuk savaş döneminde eksen ABD - SSCB arasında kalsa da AB'nin gücü tabii ki de yadsınamaz.
Özellikle ABD ve SSCB de rakip kavramından oldukça etkilenmişlerdir.Buna en iyi örnek ''uzay yarışları'' olabilir.Uzay yarışının Uluslararası İlişkiler literatüründe ortak tanımı:
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) arasında 1957'den 1975'e kadar süren, resmî olmayan rekabet.
Genellikle böyle olayların tanımlarının son kelimesi olayın ne derece sıcaklıkta olduğunu gösterir.Ortak tanımdaki ''rekabet'' kelimesi olayın nerelere varacağının göstergesiydi.Çünkü bu rekabet günümüze kadar uzanıp ''nükleer güç'' kelimesi etrafında dönmeye başladı. Rekabet eşittir nükleer güç!!!
4 Ekim 1957 de SSCB'nin gönderdiği ''Sputnik 1'' aslında sadece ABD ye değil,dünya'ya verilen bir mesajdı.
SSCB için,kendi bloğunda bulunan yandaşı,kendisinden olmayan yani ister bağlantısız olsun ister ABD bloğunda olsun,düşmandır.SSCB diğerlerini ''ötekileştirmiştir''.Ama şartlar ve aşırı silahlanma dolayısıyla düşman kavramı yerini rakip kavramına bırakmıştır.
Sputnik'in fırlatılışından yaklaşık 4 ay sonra, ABD ilk uydusu olan Explorer 1'i fırlattı.
Daha sonra ABD,Almanlardan (ç)aldıkları V-2 roketleriyle fırlatılan meyve sinekleri ile 1946'da uzaya hayvan gönderdi. 1957'de SSCB'nin Sputnik 2 uçuşu ile yörüngeye gönderilen Laika adındaki köpek oldu.
Rakip kavramının günümüzde istisnaları da bulunmaktadır,özellikle en büyük istisna:
11 Eylül 2001 tarihinde ki ABD ye EL Kaide tarafından gerçekleştirilen saldırılar,Düşman kavramını ortaya çıkarttılar.ABD,terörizmi ''düşman''olarak ilan etti ve terörizme katkı sağlayan devletleri de düşman kavramı içine aldı.
Dünya tarihinde,düşman kavramı ne zaman ele alınsa büyük savaşlar ortaya çıktı,2001 de bu kavram ortaya atıldı ve Asya ve OrtaDoğu bölgesinde her geçen gün şiddet artıyor.Şimdi bir daha sormak lazım:
Rakipler mi ? Düşmanlar mı ?

16 Mart 2013 Cumartesi

Statikoculuk

Herkesin dilinde bir statükoculuk,bir taraf diyor ki artık sıkıldık statükoculuktan,Türkiye'ye hiç bir şey katmadı,Türkiyeyi bağımlı hale getirdi,bir tarafta diyor ki statükoculuk dış politikanın daha özgür kalmasını sağladı.Statükoculuk olmasaydı daha da Türkiye bağımlı hale gelirdi.
Statüko kelimesi Latinceden gelir.Gerçek yazılışı statis quo'dur.Türkçedeki anlamı oturmuş düzen - yerleşmiş durum'dur.Statükoculuk su gibidir.Kirli eller dokunursa kirli bir düzen olur,temiz kalırsa ülke için faydalıdır.Statükoculuk aslında dengeciliktir.Örneğin;statükoculuğu en etkin kullanılan dönem,Milli Mücadele dönemidir.
Statükoculuğu bir çok şekilde kullanmışızdır.Örneğin Batıyı batı ile dengelemişizdir.Hatay meselesi iç politika açısından Statik değildir ama Statükonun izlerini ufakta olsa görmek mümkündür.Hatay meselesinde,Fransızların gardını İngilizlerin baskısı ile kırmışızdır.Başka hangi güç yeterdi Fransızlardan Hatay'ı almaya.Tabii ki dönemin süper gücü İngiltere.2 müttefiği bile birbirine düşürecek kadar tehlikelidir statükoculuk,kirli ellere bırakılırsa her şeyi mahvedebilir.Batıyı doğu ile dengelemiştir Türkiye,2.Dünya savaşı döneminde İngiltere ve Fransa ile Akdeniz güvenliği adı altında müttefik olurken bir taraftan da İngiltere ve Fransayı abluka altına alan Almanya ile bor anlaşması yapmıştır.Almanların,Türkiye de silah sanayi ve uçak sanayi kurmasına izin vermiştir.Diyebilirsiniz ki bu nasıl bir çelişkidir ? İşte bu statükoculuktur. İngiltere Musul'u haksız yere işgal ettiğinde,Türkiye yüzünü hemen SSCB ye çevirmiş ve bir dizi anlaşmalar yapmıştır.Bu da İngiltereyi rahatsız etmiş Türkiye ye daha fazla tavizler vermeye başlamıştır.
Statükoculuğa muhafaza durumu koruma gözüyle bakılmamalıdır.Kimileri Statükoculuğu,at gözlüğü olarak tanımlayabilir ama muhafaza durumu korurken birçok şey değiştirilebilir.Ülkenin iç siyaseti birbirini izlerken,dışarıda size ait bazı olgular değişebilir.Örneğin;Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve partisinin ileri gelenleri statükoculuğun artık gerekli olmadığını savundular.Farkında olmadan statükoculuğu istemiyorken bile statik davrandılar.Örneğin:
-12 Eylül darbesinin eseri olarak,demokratik ülkelerde olmayan bir uygulama getirildi.Yüzde 10 barajı.Bunun değişmemesi için direnen ve durağan yapının korunmasını öngören politikayı izleyen kişi Erdoğandır.Yani kendisi statükoculuğu uygulamaktadır.''Değişim''i esas alan ise muhalefet partileridir.
-Parti iç tüzüklerinde,her partinin genel başkanı,''tek adam'' konumundadır.Bu konuyu değiştirmekten uzak ve bu zaaftan en çok faydalanan yine Sayın Erdoğan'dır.
Statükoculuğu eleştirirken bile statüko yapıyor ve hala devam etmektedir.

Atatürk ilkelerinin bazılarının arasında bile Statik duygunun yattığının kanaatindeyim.İlkeler birbirini dengeler,birbirini durağanlaştırır.
Örneğin Laikliğin kökenini ve Cumhuriyetçiliği ele alalım.Laiklik Kısmen Romada daha sonra kısmen Bizansta,Bizanstan ise kısmen Osmanlıya geçmiştir.Laiklik,kısa tanımı ile din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır.Kısa tanımdan yola çıkarsak,Osmanlı da teokrasinin kullanıldığını düşünürsek,bir yerlerde yanlış bir şey var diye düşünebilirsiniz.Aslında her şey kuralına uygun.Osmanlı da,Padişah Halife ünvanı ile her ne kadar ''Tanrının,yeryüzündeki temsilcisi'' ünvanı alsada,osmanlı da ayrı bir Şeyhülislamlık makamı vardı.Bir ferman,bir kanun çıkacağı zaman bile şeyhülislama sorulur ama yine de son söz padişahındı.Kısmen de olsa Din-Devlet ikilemi aslında Osmanlı da ayrı idi.Cumhuriyet dönemi laikliğinde ise bu daha da genişletildi. Peki yeni bir Cumhuriyet kurulmuş ve Cumhuriyetçilik ilkesi benimsenmiş,Osmanlının yönetim biçimi ''ötekileştirilmiş''.Cumhuriyetçilik ilkesi ile Osmanlının da kısmen kullandığı laikliği alarak ne yapılmış olabilir.Cevap:Dengelemedir.Amaç,Osmanlıda ki statik düzeni bir parçada olsa yeni Cumhuriyet düzenine eklemedir.
Statüko çok tehlikeli bir kavramdır,her yöne her anlama çekilebilir.Günümüz Türk siyasetinde hem kötülenerek gerici damgası vurulur hem de dengede ki değişimin ön ayağı olarak adlandırılır.Ama şunu unutmamak gerekir ki Statükoculuğu eleştirenler,statükoculuğun çocuklarıdır.
Burçkan ESEN

15 Mart 2013 Cuma

Yazı Dizisi 1: Millet-i Sadıka



Yazı Dizisi 1


Kimdir bu Ermeniler ?


Hrant Dink öldüğünde, ''hepimiz Ermeniyiz'' diyenlere ateş püskürdü birçok insan görüş farketmediler hakaret ederlerken Ermenilere... Hepimiz Ermeniyiz diyen gazeteciler,bir hafta sonra çekmek zorunda kaldılar desteklerini,tehdit edildiler, çıkarmadılar seslerini. Türkten Ermeni olur muymuş,kimmiş bu Ermeniler ?

İşte bu yazı dizisi tam bu soruya cevap vermek için alındı kaleme.''Hepimiz Ermeniyiz''diyenler kimleri kastettiler ? Her Ermeni aynı mıdır ?

Örneğin bir Ermeni ''hepimiz Türküz'' dese,bir zamanlar cebinde T.C. kimliğiyle dolaşan ''İmralı''yı mı kastediyor olacak ? yoksa Türk kimliğini şerefiyle taşıyanı mı ?
Madem ''hepimiz Ermeniyiz'' dediler ve çoğunlukta buna karşı çıktı ama hiç kimse açıklamadı Ermenileri, belki cesaret edemedi, belki bilgisi yoktu, belki araştırmadı, belki yayımlamadı, belki yayımladı okunmadı ama hiç kimse anlamadı ''hepimiz Ermeniyiz'' cümlesinin anlamını...
Kimmiş bu Ermeniler? Neden sevilmezler? Aramızda ne geçti? Madem asırlardır aramız bozuk, kendimizi bildik bileli sevmeyiz, koskoca Osmanlı Padişahları,Yüce Fatih'ten tutun koca Sultan Süleyman neden Ermenilere ''millet-i Sadıka'' yani sadık millet demiş.
Asala terör örgütü yurt dışındaki görevlilerimizi öldürürken,bir ermeni vatandaşı buna isyan edercesine tepki olarak neden kendini ateşe vermiş ?

Bazı kaynaklar Ermenileri M.Ö 700 lü yıllarda kökenlerinin Urartulara kadar uzantığını belirtir.Bazı kaynaklara göre de M.Ö 6.yy da Pers Kralı Darius'un kitabelerinde geçen ''Ermeni'' kelimesinden hareketle Ermenileri açıklamışlardır.Darius'un kitabelerine göre bugünkü Doğu Anadolu bölgesinin adı Armenia(Armanu) denmekteydi.
Aslında o döneme kadar Ermeniler kendilerine ''Haiklar'' demekteydiler.Bazı tarihçilere göre bu olay:Pers Kralı bu bölgedeki topluluğa, Armenia Bölgesinde oturanlar yani ''Ermeniler'' ismini verdiğine dair yorumlandı.
Ermeniler kendilerine ''Hayk'' ismi ile seslenirler ve yaşadıkları yeri ''Hayestan'' adı ile anarlar. Ermenilerin nerden geldikleri aslında bir karmaşadan ibarettir. Birçok tarihçi bu konuda birçok yorum yapmıştır. Belki de en iyi yorumu Prof Dr. N. Marr De yapmıştır.
Prof. N. Marr De; “Ermeni Kilisesinin, Ortodoks Kilisesinden ayrılmasına kadar Ermenilerin milli bir ismi yoktu. Ermeni tarihinin eski zamanlara ait naklettikleri masaldan başka bir şey değildir.
Ermenilerin nereden geldikleri sorusu gerçekten çok önemlidir; çünkü bu soru bugünün Türk-Ermeni ilişkilerini özellikle etkilemektedir. Çünkü Ermeniler kendilerini bir mitolojik olguya dayandırırlar ve o mitolojik olguda çizilen Ermeni Devletinin Sınırları Ağrı merkezli Büyük bir Ermeni devletidir...
Devamı için Yazı Dizisi 2'ye...
Yazı Dizisi 2 için http://smokinlihaydut.blogspot.com.tr/2014/06/yaz-dizisi-2-millet-i-sadka.html

6 Mart 2013 Çarşamba

PATRİOT NEDİR ?



Patriot,Uzun menzilli hava savunma sistemi demektir.
Patriot füzeleri,savunma kalkanı oluşturmak üzere kullanılır.Bakınız burası önemlidir ''savunma kalkanı''.Patriot Füzeleri 3'e ayrılır.
- Patriot 1
- Patriot 2
- Patriot 3

Patriot1 füzelerinin menzili 40 km'dir.Patriot2 füzelerinin menzili 160 km'dir.Patriot3 füzelerinin menzili patriot2 gibi 160 km'dir ve 20 km lik balistik füzeleri engelleme menzili vardır.Türkiyedeki patriot füzelerinin çeşidi patriot3 tür.
Gelelim iddaalara:
- Patriotlar İsrail'i korumak için mi kuruldu?
Patriotların menzili itibariyle bu iddaalar mantıken real değildir.Zaten İsrail'in kendi savunma sistemi vardır ve bu sistem patriotlardan daha güçlü bir sistemdir.Patriotların
Adana, Gaziantep ve Kahramanmaraş'a yerleştirilmesi başka bir anlam teşkil etmektedir.Türkiyede ki NATO üstlerinin yerleri ile Patriot yerlerinin paralel olduğu açıktır.
Ayrıca Patriotlar,Uçaklara olduğu kadar, taktik balistik füzelere karşı da kullanılabilmektedir. Körfez Savaşında Irak’ın elindeki Scud füzelerine karşı başarıyla kullanılmıştır.
Patriotların başarı oranı %40-%70 arasında değişir.



4 Mart 2013 Pazartesi

KIBRIS MESELESİ ÜZERİNE



Yunanistan Başbakanı Samaras,önce Baş Müzakerecimiz Egemen Bağış ile daha sonra da Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü.Kıbrıs meselesinde garantör ülkeler olarak Türkiye ile Yunanistan'ın sorunun çözümüne yönelik gerekli iradeyi ortaya koyacağını ifade eden Erdoğan, ''Kıbrıs sorununu tarihe gömelim istiyoruz'' dedi. Samaras, ''Kıbrıs sorununun 40 yıldır çözülmediği doğru. Artık bunun değişmesi lazım'' diyerek, sorunun çözümünün, bölgede işbirliği ve dostluğa katkı sağlayacağını söyledi.
Samaras, ''Bugün Türk-Yunan ilişkileri için büyük gün'' dedi.

Ama hesaba katılmayan bir şey vardı.Kıbrıs Meselesi AB için büyük bir koz.Kıbrıs Meselesinin Türkiye lehine çözülmesi,Yunan Milliyetçiliği açısından son derece aykırı bir davranış olur.Yunanistan da bir kriz var ve yunan milliyetçileri tabir-i caizse camı çerçeveyi indiriyorlar.Ülkede karmaşa kol geziyor.Bu durumda Kıbrıs'ın Türkiye lehine çözümü Yunan Hükümeti için büyük bir sorun.Tam tersi bir durum söz konusu olursa bu sefer de Türk Milliyetçiliği karşımıza çıkıyor. Kıbrış Barış Harekatını yapacak kadar yürekli bir Hükümetten Kıbrıstan taviz verebilecek bir hükümete gerilemiş olabilir miyiz? Ve Daha geçenlerdeki ''Milliyetçiliği ayaklar altına aldık'' derken bu kastedilmiş olabilir mi ?
2 durumda her iki ülke için tehlikeli ve çözümsüz. Kıbrıs'ın çözümü belli.Kıbrıs için en iyi çözüm ''çözümsüzlük''.Uluslararası İlişkiler dilinde yazacak olursak.Kıbrıs bir dondurulmuş sorundur.Elbet mevsimi gelince çözülmesi için masaya bırakılacaktır ama zaman bu zaman mıdır onu zaman gösterecek...

2 Mart 2013 Cumartesi

Egemen Bağıştan Bursa'da mesajlar



1 Mart tarihinde Bursa Hilton'da düzenlenen İş adamları yemeğinin konuklarından biri AB Baş Müzakerecimiz Sayın Egemen Bağıştı.Elbette ki Egemen bağış ile tanışmak ve konuşmasını dinlemek için ben de o yemekte yerimi aldım.Egemen Bağış'ın ''Çok çalışmalıyız ve çalışıyoruz'' temalı konuşmasından birkaç not paylaşmak istiyorum.

- Konuşmasında ''Kardeşlik'' vurgusuna önem veren Egemen Bağış,ülkenin terör belasından kurtulmasıyla 2023 teki hedeflerinin Dünyanın en güçlü ilk 10 devletinin arasında olmak olduğunu söyledi.

- Yeni Anayasa çalışmalarından övgüyle bahseden Egemen Bağış ''İnsan Hakları ve Kardeşçe Yaşama'' üzerinde özellikle durdu.

- Türkiye'nin istatistik olarak,Avrupa'nın en çok çalışan halkına sahip olan Almanya dan bile saat olarak fazla çalıştığının altını çizen Bağış,Asya'nın yükselen değeri Japonyayı bile geçtiklerinin altını çizdi.''Çok çalışıyoruz ve daha çok çalışmalıyız'' mesajını sıkça vurguladı.

- Avrupalı orada uyurken,biz burada ''timsah yürüyüşü'' yapıyoruz diyerek esprili bir biçimde icraatlarının önemini ortaya koydu.

1 Mart 2013 Cuma

Avrupa'nın Hasta adamı - Doğunun moderni - Kuzeyin Turistik,Güneyin Hayali olan ülke

Türkiye bir Avrupa ülkesi mi ? Türkiye bir Arap ülkesi mi ? Türkiye bir Asya ülkesi mi ? Türkiye bir Osmanlı(Trablusgarb-Libya...) ülkesi mi ? Biz kimiz ? Türklük bir üst kimlik midir ? yoksa alt kimlik mi ? Anadoluya neden Diyar'ı Rum denilmiş ? İzmir neden gavur ? Neden Doğu da Kürdistan adında bir devlet kurulmak isteniyor ? Neden Yunanlıların Megalo ideası devam ediyor ? Lozan anlaşmasında neden azınlık olarak millet tanımı değil de din tanımı yapılmıştır ?(Azınlık = Gayr-i Müslim) Bu soruların cevapları ile çok güzel bir makale oluşturulabilir fakat hepsi sadece bir kelimeyle bitecektir.O da: ''Burası Türkiye''